Gazeteci - Yazar Hulusi Tunca

Gazeteci - Yazar Hulusi Tunca
1954'te Bolu'nun Yeniçağa nahiyesinde dünyaya geldi. Haydarpaşa Lisesi'ni bitirdikten sonra Marmara Üniversitesi İktisat Fakültesi'nden mezun oldu. Vatani görevini Tokat 5. Piyade Alayı'nda yaptı.1 Eylül 1972 tarihinde medya dünyasına gözlerini açtığı Milliyet Ailesi'nde HEY dergisinin çevirmeni, muhabiri, istihbarat şefi, yazı işleri müdürü ve genel yayın yönetmeni olarak 25 yıl görev yaptı. Daha sonra Genel Yayın Yönetmenliği'ni yaptığı Hey GIRL Dergisi'ni Türk genç kızlarına armağan etti. 5 yıl süreyle Sabah ve Star gruplarında Takvim ve Damga gazeteleri ile Haber Türk'te çalıştıktan sonra 1 Kasım 2004'te Hürriyet Ailesi'ne katıldı. İki yıl görev yaptıktan sonra Çukurova Grubu'na geçti. Ecem Naz adında bir kız çocuğu babası ve 'Sürekli Sarı Basın Kartı' sahibi olan Tunca'nın çeşitli basın-yayın kuruluşlarından aldıklarının yanısıra, Magazin Gazetecileri Derneği tarafından verilen Meslek Onur Ödülü bulunuyor.Tunca, son olarak 'İşte 30 yıllık Kanıt.. İşte 30 Yıllık Belgeler' başlıklı Hürriyet Gazetesi'nde yayınlanan haberiyle, hem Emrah Karaca'nın, Cem Karaca'nın oğlu olduğunu 'mahkemeden önce' kanıtladı, hem de Magazin Gazetecileri Derneği Çetin Emeç Altın Objektif Haber Ödülü'nü kazandı. Tunca, 2007'de Bab-ı Ali'deki 35. yılını kutladı.Kitapları:-Türk Pop Müziği Sanatçıları Ansiklopedisi (1978 - Yener Yayınları)-Mirkelam Nereye Koşuyor (1995 - Açı Yayınları)-Barış Manço: Uzun Saçlı Dev Adam- O Bir 'Masal'dı (2005 - Epsilon Yayınları)-Hey Gidi Günler - Bir Best Offf Çeksem (2007 - C Blok Yayınları)
Hulusi Tunca... MAGAZİNKOLİK YAZARINDAN BOMBA GİBİ BİR KİTAP; “HEY GİDİ GÜNLER”
Efsanevi HEY Dergisi’ne 25 yıl süreyle sırasıyla; çevirmen, muhabir, istihbarat şefi, yazı işleri müdürü ve genel yayın yönetmeni olarak hizmet eden, bu yıl gazetecilikte 35. yılını dolduran müzik dünyasının duayeni ve magazinkolik.com yazarı HULUSİ TUNCA’nın‘HEY GİDİ GÜNLER- Bir Best Offf Çeksem/ 70’li Yıllar’ adlı kitabı piayasaya çıktı…
Tunca’nın 70’li yıllarda HEY’de yayınlanan röportajlarından derlenen bu kitabın, genç müzisyenlere, genç gazetecilere ve 70’li yıllara bir ışık tutacağına inanıyor, keyifli okumalar diliyoruz..Not: Kitabın gelirinin bir bölümü Tüvana Okuma İstekli Çocuk Eğitim Vakfı’na [TOÇEV] bağışlanacaktır....Ve şimdi sizleri kitapta yer alan röportajlardan bir demet alıntı ile baş başa bırakıyoruz..EDİP AKBAYRAM, BABASINDAN NİYE BORÇ İSTEDİ?“Şarkıcı olmama kesinlikle karşı olan babam; gazetede Altın Mikrofon’un 12 finalisti arasında benim de fotoğrafımı görünce bana bir telgraf çekmişti: “Başarını kutlarım. Dile benden ne dilersen” diyordu. BEŞ BİN LİRA diledim ondan. Borç harç bulup göndermişti bana o parayı.. Elbise ve ayakkabı alarak yarışma ekibi ile birlikte Anadolu turnesine çıktım. Gaziantep’e girişimiz büyük olay olmuştu. Konvoylar yolumuzu şehre girmeden kesti. Hemşerilerimin elleri üzerinde üç kilometrelik yolu ne kadar zamanda geçtik inanın hatırlamıyorum. Yeni bir Edip doğuyordu..” diye anlatıyor Edip Akbayram.ERKİN KORAY, HANGİ PLAĞINI TÜRK MÜZİĞİ LİSTESİNE GİRSİN DİYE YAPTI?Erkin Koray, son plâğı olan ‘Şaşkın’da yepyeni bir denemeye girmişti. Uzun zamandan beri Türkiye’de Batı Müziği’nin hatta en aşırı ‘Underground’ akımlarının önderi olarak gösterilen Erkin Koray, şimdi bütünüyle bunlara karşı bir plâk yapmıştı.‘Şaşkın’da Türk Müziği’nin yanı sıra Hint ve Arap ezgileri de seziliyordu. Hatta Erkin Koray, bu plâğı Türk Müziği listelerine girsin diye yaptığını bile söylemişti. Gerçekten Batı Müziği’ni hatırlatan en ufak bir tema bile yoktu ilk bakışta ‘Şaşkın’da. Ancak; aslında Türk Müziği sazlarını, Arap ve Hint ezgilerini, Batı Müziği’nin yoğun ritmi içinde buluşturuvermişti Erkin Koray... Bu yüzden, bu plâk Batı Müziği listelerinde çoktan üst sıralara doğru yükselmeye başlamıştı bile.İSTENMEYEN ARAP GELİN KİMDİ?Eşi Şemi Diriker anlatıyor: “Esmeray ile arkadaşlığımız 1968 yılında Gölcük’te askerlik yaparken başladı. Ablası; Gölcük’te hemşirelik yapıyordu. Esmeray’ın ablasını ziyarete geldiği günlerden birinde tanıştık. Sonra askerlik bitti, İstanbul’a döndüm. Bir parfümeri dükkânı açtım. En devamlı müşterilerimden biri de Esmeray’dı tabii... Sonra işlerim bozuldu. Dükkânı kapattım ve İzmir’e ailemin yanına döndüm.Aklım hep ondaydı. İzmir’de aileme durumu açtım. Askerliğimi yaparken bir kızla tanıştığımı, birbirimizi çok sevdiğimizi ve onunla evlenmek istediğimi söyledim. O yıllarda renklilerle, beyazlar bile çamaşır makinelerine ayrı ayrı giriyordu! Galiba hâlâ da öyleymiş! Neyse; söyleyemedim Esmeray’ın ‘esmer’ rengini onlara. Geldiklerinde görsünler istedim! Ama istemediler. ‘Hayatta olmaz’ dediler. ‘Bizim siyah bir gelinimiz olamaz’ dediler. ‘Evlenemezsin’ dediler...”HANGİ ŞARKICI ÇİÇEK YERİNE 70’LİK RAKI ALIR?Fenerbahçeli Şükrü ve Galatasaraylı Samim’den sonra gazinocular şimdi de Galatasaray’ın ve Milli Takım’ın başarılı file bekçisi Yasin Özdenak’ın peşine düştü. Bir gazinocu, “Yasin’e 25 günlük program karşılığında 250 BİN LİRA verebilirim” dedi. Yani bir gecede tam 10 BİN LİRA!.. Peki, Yasin’e çiçek yerine 70’lik rakı gönderileceğini iddia eden ünlü spor adamı kimdi?ALTIN GİTARLA ÇALINAN NİNNİYLE BÜYÜYEN ÜNLÜ ŞARKICI KİMDİ?Yurdaer Doğulu’nun bekârlık günlerinden farklı olarak iki ‘kişi’ daha vardı şimdi ortada. Birisi 2.5 yaşındaki Ozan’ı, ikincisi birkaç günlük Kenan Cihan’ıydı. Tek zoruna giden şey de ninni söylemekti. Ama onun bir teklifi vardı: “Ninni yerine gitar çalsam olmaz mı?”... Kenan Doğulu’daki şu şansa bir bakar mısınız? Hangi bebek; milli bir gitaristin gitarının tellerinden dökülen nağmelerle büyümüştür bugüne kadar?BÜLENT ECEVİT’İ DÜNYA CUMHURİYETİ’NİN BAŞBAKANI İLAN EDEN KİM?Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Bülent Ecevit, 20 Temmuz 1974 Cumartesi sabahı TRT Televizyonu’ndan halka hitaben yaptığı konuşmada “Sadece Kıbrıs Türkleri’nin değil, Kıbrıs Rumları’nın da barış ve özgürlüğü için Ada’ya çıktık” diyordu.ŞENAY: Dün gece yatağımda; dünyadaki tüm sınırlar kaldırılıp, tek bir cumhuriyet kurulsa ve başbakanlığına da Bülent Ecevit getirilse diye düşünmüştüm. Hemen orduya katılıp, saflardaki yerimi almaya hazırımBÜLENT ERSOY, İLK GECESİNİ NASIL ANLATTI?İlk gece çok önemlidir değil mi efendim?..Hangi mânâda efendim?..Sahne… Yani assolistlikte ilk gece... Kimlerden destek gördünüz?Çok hassas bir konuya temas buyurdunuz efendim; sahneye güven içinde çıkmam için ilk gece Müjdat Gezen Beyefendi’nin yardımlarını ömrümce unutmayacağım. Esprileriyle bana güç verdi, moral verdi... Daha doğrusu her yönüyle beni sahneye hazırladı!İkinci geceydi; değerli Dışişleri Bakanımız Sayın Turan Güneş Beyefendi şereflendirdi gazinomuzu. Söylediğim her şarkıdan sonra ayağa kalkarak beni alkışladı. Ve alnımdan öperek ‘Türk Musikisi’ni özüne sadık kalarak icra ediyorsunuz. Tebrik ederim’ dedi ve tek bir gül verdi. Aldığım hediyenin büyüklüğünü görüyor musunuz?AŞIK MAHZUNİ ŞERİF, KİMLERDEN ŞİKAYETÇİYDİ?“Bestelerimin hakkını vererek okuyan tek sanatçı; Edip Akbayram... Bazı konserlerinde benden ‘Hocam’ diye söz ediyormuş. Sağ olsun! Fakat bunun dışında kuru bir teşekkürü bile çok görenler var. Bunun için; çilesi bana kalan, paraları onlara giden eserlerimin hakkını aramaya karar verdim. Avukatım, gereken neyse yapacaktır...” diye anlatıyor ünlü ozan..AŞIK VEYSEL, HÜMEYRA’NIN GİTARINI NEYE BENZETTİ?Bir dost meclisindeyiz. Hümeyra, Aşık Veysel’in huzurunda ona gitarıyla, bestelediği Aşık Veysel şiirlerini dinletiyor. Veysel, şaşırmış soruyor:-Kim bu benim şiirlerimi okuyan kız? Adıne, sanı ne? Tarif edin onu bana!“Ustam; kara gözlü, kara kaşlı, selvi boylu bir kız. Adı da Hümeyra...”-Verin bakayım bana, çaldığı o garip sazını!Alır gitarı eline. Uzun uzun inceler. Ve devam eder:-Sapı çok geniş, telleri de çok. Karnı var, kalçası var. Aynı kadın gibi… Adı ne bunun?“Gitar...”-Gitar demek [Sonra Hümeyra’dan yana döner] Ağzına sağlık kızım, pek güzel okumuşsun. Ağzına sağlık evlâdım…SELDA, TRT’NİN ÇALMAYACAĞINI BİLE BİLE HANGİ TÜRKÜYÜ PLAK YAPTI?“12 Mart’tan sonra ‘Gereksiz reklâmı yapılıyor’ gerekçesiyle sesimi kestiler. TRT Denetleme Kurulu, giyotin gibi tepemizde duruyordu. 8. plâğımdaki ‘Gesi Bağları’ adlı türküm, ‘Solistin sesi havalı’ gibi komik bir gerekçeyle ‘Yayınlanamaz’ damgası yemişti. Utana, sıkıla, sırf denetimden geçsin diye ‘Aşkın Bir Ateş/ O Günler’ adlı plâğımı yaptım...Yanılmıyorsam Karadeniz Bölgesi’nin güney taraflarında Kızıldere adında bir dere varmış. Bu derede ölenler için halk ağıt yakıp, türkü söylemiş. Aynı ‘Adaletin Bu mu Dünya’da olduğu gibi yalnızca 12 telli gitar ve bas gitar eşliğinde ‘Kızıldere’yi plâk yaptım. Hem de TRT Denetleme Kurulu’ndan değil ‘Yayınlanır’ kararı almak, TRT’nin kapısına bile uğratmayacakların bile bile...” diye anlatıyor Selda Bağcan..BARIŞ MANÇO VE CEM KARACA, ÖLÜMÜ NASIL TARİF ETMİŞTİ?Jacobson ‘Ölümden Sonra Hayat’ adlı eserinde ‘Ölüm son mudur yoksa başlangıç mı?’ sorusunun cevabını aydınlığa çıkarmaya çalışıyor. Siz ne dersiniz; ÖLÜM son mu yoksa başlangıç mı?BARIŞ: Ölüm, yaşam denilen rüyadan uyanmaktır.CEM: Ölüm; tıbben kesin bir sondur. Ancak yaşadığı sürece yaptığı işlerle kendinden sonraki kuşaklara ışık tutabilmişse kişi, o zaman yaşam sonsuzdur. Kimse Edison ya da Mevlâna’nın öldüğünü söyleyemez!İLHAN İREM, İSTANBUL’A İLK GELDİĞİNDE GÖRDÜĞÜ MANZARA NEYDİ?“Hâlâ ‘Halk, kaliteli müzikten anlamıyor’ maskesini takıp, yalnızca plâk yapmış olmak için plâk yapanların, iki göbek atıp, iki Enrico Macias şarkısına söz uydurup ortaya çıkanların neye benzediğini görüyoruz. Son yıllarda oluşan değer yargıları farklı, bilinçli bir müziksever kitlesinin varlığından habersiz olarak hareket edenlerin sonuna birlikte tanık olduk...” İşte böyle anlatıyordu İlhan İrem..CEM KARACA, KAPICI KIZI SAFİNAZ’IN ÖYKÜSÜNÜ NİYE BESTELEDİ?“İlginç bir öyküsü var Safinaz’ın. Bir orkestranın elemanlarıyla konuşmak için Taksim civarındaki diskolardan birine gitmiştim. Orkestra çalıyordu. Bir kenâra oturup, kanyağımı yudumlarken, etrafı gözlemeye başladım. O sırada kapıdan içeriye, en kabadayı yaşı 15 olan bir kız, hiç de yabancılık çekmeyen bir tavırla girdi. Yürürken, masaların birinden, bir delikanlı kolundan tutup, çekti. Kulağına bir şeyler fısıldadı. Aralarında geçen konuşmalardan adının Safinaz olduğunu öğrendiğim genç kız, biraz da zorla oturdu masaya. Delikanlılık yıllarım geldi aklıma. Tanıdığım hayat kadınları ve anlattıkları hayat öyküleri. Hepsi de üç aşağı beş yukarı birbirine benziyordu...”PAKİZE SUDA’YA EROL BÜYÜKBURÇ’TAN İMZALI RESİM GELİNCE BABASI NE YAPTI?“Ben; Erol Büyükburç’un, Sezen de Kartal Tibet’in hayranıydı. Hiç unutmam Erol Büyükburç’a mektup yazıp, imzalı bir resmini istemiştim o da göndermişti. O gün havalara uçmuştum ama sevincim akşam babam eve dönünceye kadar devam etmişti.Babam küplere bindi. Allah’tan o sırada Sezen geldi de babam biraz sindi. O gece babamı sakinleştiren Sezen, şarkıcılığa başlamamda da en büyük yardımcım oldu. Okulu bırakıp, şarkıcı olmaya karar vermiş ancak bu kararımı babama nasıl söyleyeceğimi düşünüyordum kara kara. Sonunda Sezen imdadıma koştu ve ‘Birlikte açıklarız dedi.”ÖĞRETMEN ANNESİ, SEZEN AKSU’YU NASIL SINIFTA BIRAKTI?“Babam Sami Yıldırım; İnan Lisesi Müdürü, annem Şehriban Yıldırım da İzmir Kız Lisesi’nde fen dersi öğretmeniydi. Lise 2’de cebir ve geometri derslerine annemin geleceğini öğrenci havalara uçtum. Arkadaşlarıma ‘Siz çalışın bakalım, benim bu sene çalışmama gerek yok. Nasılsa sınıfı geçeceğim’ diye hava atıyordum.Annem de çalışmam konusunda bana bir şey söylemiyordu. Yıl sonunda karnemi aldığımda cebir ve geometriden [2] alarak, sınıfta kaldığımı öğrendim ve yıkıldım. Yüzümdeki hali görecektiniz o zaman..”NÜKHET DURU, NEDEN SOYUNMUŞTU?“İyi şarkı söylediğime inanıyordum ama çıkış yolunu bir türlü bulamıyordum. Özel hayatımda bir sürü problemle karşı karşıya kalmıştım. 18 yaşındaydım. Yevmiyem olmuş 500 lira. Ve Türk sinemasında şimşek hızıyla yayılan bir seks furyası. Yeşilçam’da soyunanlar; gazinoda hem benden sonra sahneye çıkıyorlardı hem de benden daha fazla para alıyorlardı. Bunu kendime yediremiyordum.Soyunarak bir yerlere geleceğime inanmıştım. Yabancı dergilerde de bir çok yıldızın çıplak fotoğrafları yayınlanıyordu. Onlar çektirdiğine göre, ben haydi haydi çektirirdim. Gençtim, güzeldim, ayrıca vücuduma da güveniyordum. Çektirdim. Ailemi kızdırdım! Hata yaptığımı anladığımda çoktan iş, işten geçmişti.”ZÜLFÜ LİVANELİ, NAZIM’I BESTELEMEKTE NEDEN ZORLANMIŞTI?“Finlandiya, Fransa, Yunanistan, İspanya, ABD ve Japonya’da Nazım Hikmet’in şiirlerinden yapılmış albümler var. Ben de yıllarca Nazım’ın şiirlerini ezgilemeye çalıştım. Ama hep başarısızlıkla karşılaştım. Sözle, ezgi bir türlü kaynaşmıyordu. Sonunda bu çalışmaları bırakıp, Nazım’ın şiirlerini inceleyerek yola çıktım. O zaman anladım ki Nazım’ın şiirlerinde hem Divan şiiri hem Batı şiiri hem de Anadolu Halk Edebiyatı etkili olmuştu...”İBRAHİM TATLISES; GÖKSEL ARSOY’DU.. PEKİ BELGİN DORUK KİMDİ?“60 kuruşu bir araya koyunca doğruca alıp başımı gidiyorum Türkmen Sineması’na. O zamanlar 60 kuruş sinema. Al bileti, doğru içeri. Bir de Göksel Arsoy’la Belgin Doruk’un filmi oynuyorsa değmeyin keyfime.Derken buz satıp, sinema gitme işi zorlaşmaya başladı benim için. Babam, başımdan ayrılmıyor beni de bırakmıyordu. Aklıma bir fikir geldi. Sinemanın büfesinde çalışırsam çok daha kazançlı olurdum. Sonunda allem ettim kallem ettim ve büfede işi kaptım.Artık Türkmen Sineması’nın sucusuydum. Film başlamadan önce ve 5 dakika arada su satıyor, film başlayınca bir kenâra çekilip filmi seyrediyordum. Düşünsenize hem bedavadan film seyrediyor hem de para kazanıyordum... Şimdi ben; Göksel Arsoy’um Perihan Hanım da Belgin Doruk..”
*****************************************
ANNEEE… YARIŞMAM GELDİİİ…
KAYNAK Selâm! Ben Hulûsi Tunca.. 70’li, 80’li, 90’lı yıllara damgasını vuran HEY Dergisi’nin ‘son’ Genel Yayın Yönetmeni.. Sıcak bir ‘merhaba’nın ardından ve ilk yazıma geçmeden önce kendimi kısaca bir tanıtayım istedim..
27 Haziran 1954 tarihinde rahmetli babamın Nahiye Müdürü olarak görev yaptığı Bolu'nun Yeniçağa nahiyesinde dünyaya geldim! Haydarpaşa Lisesi’ni bitirdikten sonra Marmara Üniversitesi İktisat Fakültesi'nden mezun oldum! Vatani görevimi ‘fazla sıkıntıya gelemediğim için’ 4 Aylık Er olarak Tokat 5. Piyade Alayı'nda yaptım.
1 Eylül 1972 tarihinde medya dünyasına gözlerimi açtığım Milliyet Ailesi'nde HEY dergisinin çevirmeni, muhabiri, istihbarat şefi, yazı işleri müdürü ve genel yayın yönetmeni olarak 25 yıl görev yaptım! Daha sonra Genel Yayın Yönetmenliği’ni yaptığım Hey GIRL Dergisi’ni Türk genç kızlarına armağan ettim. 5 yıl süreyle Sabah ve Star gruplarında Takvim ve Damga gazeteleri ile HaberTürk’te çalıştıktan sonra 1 Kasım 2004'te Hürriyet Ailesi'ne katıldım! Ardından Çukurova Grubu’na geçtim.
Magazinkolik Sitesi Genel Yayın Yönetmeni Nurcan Sabur, Hürriyet Gazetesi yazarlarından Kanat Atkaya, Blue Jean Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Tolga Akyıldız, Vatan Gazetesi Spor Müdürü İbrahim Seten, Bulvar Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Adnan Tamirak; mesleğe HEY’de başlayıp, el verdiğim gazetecilerden sadece şu an aklıma gelenler.. Diğerleri bağışlasın..
Ecem Naz adında dünya güzeli bir kız çocuğunun babası ve 'Sürekli Sarı Basın Kartı' sahibiyim. Çeşitli basın-yayın kuruluşlarından aldıklarımın yanı sıra bir de Magazin Gazetecileri Derneği tarafından verilen Meslek Onur Ödülü sahibiyim! Son olarak ‘İşte 30 Yıllık Kanıt.. İşte 30 Yıllık Belgeler’ başlıklı Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan haberimle [2006] hem Emrah Karaca’nın, Cem Karaca’nın oğlu olduğunu ‘mahkemeden önce’ kanıtladım hem de Magazin Gazetecileri Derneği Çetin Emeç Altın Objektif Haber Ödülü’nü kazandım. 2007’de, Bab-ı Ali’deki 35. yılını kutladım [kendi, kendime].
Kitaplarım
Türk Pop Müziği Sanatçıları Ansiklopedisi [1978- Yener Yayınları]
Mirkelam Nereye Koşuyor [1995- Açı Yayınları]
Barış Manço: Uzun Saçlı Dev Adam- O Bir ‘Masal’dı [2005- Epsilon Yayınları]
Hey Gidi Günler Hey- Bir Best Offf Çeksem/ 70'li Yıllar [2007- C Blok Yayınları]
+ + +
Gelelim, magazin dünyasına çok kısa sürede damgasını vuracağına inanadığım bu sitedeki ilk yazıma..
Televizyon ekranındaki yarışmalara ‘taktım’ ilk olarak.. Zamanında ben de yarıştım.. Radyoda.. Üstelik TRT’de.. O zaman bırakın televizyonu, özel radyolar bile icad edilmemişti.. Kulağıma gelen ‘Dinazor’ kelimelerini ciddiye almıyor ve anlatmaya başlıyorum efendim.. Anlatayım.. Anlatayım da, bu ‘yarışma’ işleri bizim zamanımızda nasıl ciddi ciddi yapılırmış hele bir görün!
‘Tamam mı Devam mı?’
İpana Sunar: ‘Tamam mı? Devam mı?’... 1960’lı yıllarda başlayan ve ‘üstad’ Orhan Boran tarafından sunulan bu yarışma programı, cumartesi geceleri radyoda yayınlanır ve milyonları radyo denilen o sihirli kutunun içinde buluştururdu! 1961 yılında ‘Şen’ bir genç katıldı yarışmaya!
Devamını Fenerbahçe’nin efsanevi başkanlarından Sayın Ali Şen’den dinleyelim:
“Fındıkzade’de bir daire alacaktık. Fiyatı: 45 bin lira. Bizim de 39 bin liramız var. Çıkarı yok borç bulacağız. Aklım da İpana’nın yarışmasında. Bir akşam, Atlas Sineması’nın üstündeki ünlü Kulis salonundaki yarışmaya katıldım. Yedinci sorudan sonra Orhan Boran sordu:
-Tamam mı? Devam mı?
‘Devam’ dedim. Sonuçta bütün soruları doğru bilmiş ve 12 bin 500 lira kazanmıştım. Evi almak için artık borç aramama gerek kalmamıştı...’
Evet; Sayın Ali Şen ‘Ev’lenmişti, bakalım ben ne yapacaktım?
+ + +
11 Ekim 1972 tarihinde İpana’nın ‘Tamam mı? Devam mı?’ yarışmasına Hafif Batı Müziği dalında hayli iddialı olarak ben de katıldım. Jüri; Erol Büyükburç, Şenay Yüzbaşıoğlu ve ‘rahmetli’ Yener Süsoy’dan oluşuyordu... Sonra girdim telefon kulübesine benzer bir cam kulübenin içine. Taktım kulaklığı ve başladım beklemeye.
Orhan Boran ilk soruyu sordu:
-Ayla Algan, geçtiğimiz aylarda Paris’te büyük bir konser verdi. Ona eşlik eden Büyük Orkestra’da iki de Türk müzisyen vardı. Kimdi bu sanatçılarımız?
Duyduk zilin sesini:
‘Cevap veriyorum! Orkestrayı Timur Selçuk yönetti... Eee’
-Evet, diğer sanatçımız?
‘Eee...’
-Ne yazık ki size ayrılan süre sona erdi. Doğru cevap Cemil Demirsipahi idi. Alkışlarımızla sizi kulübenizden alıyoruz.
O gece, Beykoz’daki evimize elimde ‘teselli armağanı’ 5 PAKET İpana diş macunu ile dönmüş, 12 bin 500 liralık hayâllerimi bir başka bahara ertelemiştim.
Amma! Yener Süsoy’un dikkatini çekmiş, bir hafta sonra onun teklifi ve Doğan Şener ağabeyimin onayı ile HEY dergisinde muhabir olarak işe başlamıştım bile. Bundan daha büyük bir ‘ikramiye’ olabilir miydi? [18 Ekim 1972]
Yıllar sonra günlerden bir gün Türküola Plak Şirketi’nin Şişli’deki merkez bürosunda o güne kadar tanışmadığım gibi karşı karşıya bile gelmediğim Cemil Demirsipahi’ye rastladım.
Kendimi tanıttıktan sonra ‘Bana 12 bin 500 lira borcunuz var...’ dedim.
Önce bir şaşırdı. İpana olayını dinledikten sonra da kahkahalarını koyuverdi…

‘Seni Zebrail Çarpsın İnşallah’
Maşallah televizyonlarımız yarışmadan geçilmiyordu son dönemlerde.. PopStar Alaturka, Bir Dilek Tut, Şarkı Söylemek Lâzım, Benimle Dans Eder misin, Ünlüler Sirki falan derken, bir de ‘kelime bulma’ oyunları türedi.. İki kişi yarışıyor, biri anlatıyor öteki anlamaya çalışıyor! ‘Anlama Engelli’ ise deveye hendek atlatmak daha kolay.. İşte sizlere birkaç örnek! Umarız, sizlerde şu bunaltıcı yaz sıcaklarında soğuk bir duş etkisi yapar da bizim yazımız da bir işe yaramış olur.. Başlıyooor!

Bulunması istenen kelime: TERLİK
-Neyle yürürsün?
-Ayak!
-Hani böyle ayakların altında olur böyle yumuşak yumuşak.
-Koyun.
-Yok be, küçük, küçük.
-Kuzu.
-Allah belanı versin, pes!********************************Kelime: DİZ
-Pantolonu nereye giyeriz?
-Bacağa.
-Hah, bacağımızın ortasında ne vardır?
-Ayıptır, söyleyemem!*****************************Kelime: ZEBANİ
-Allah’ın meleklerinden biri?
-Cebrail.
-İlk üç harfi çizgili bir hayvanı çağrıştırıyor.
-Zebrail?
-Seni zebrail çarpsın inşallah!*******************************Kelime: DUVAK
-Kadınla erkek evlendiğinde erkeğin kaldırdığı şey?
-Ohaaa!******************************Kelime: TİMSAH
-Abi kertenkele nedir?
-Hayvan.
-Ne cins hayvan?
-Sürüngen.
-Abi bu kertenkelenin birkaç beden büyüğü.
- Ejderha!*********************************Sorulan kişi: VAN GOGH
-Bir organını kesen sanatçı?
-Bülent Ersoy..***********************************Sorulan kişi: UĞUR DÜNDAR
-Televizyonda program yapıyor yıllardır.
-Reha Muhtar? Ali Kırca?
-Yok, sarışın, mavi gözlü.
-Atatürk.*********************************Kelime: KRAMP
-Hani futbolculara girer?
-Krampon.**********************************Kelime: SERÜVEN
-Macellan nasıl biriydi?
-Ne bileyim, iyi biriydi herhalde.
-Onu demiyorum, neye düşkündü?
-Karıya, kıza, içkiye...**********************************Kelime: MISIR
-Keops nerededir?
-Etiler’de!
-Allah cezanı versin!**********************************Kelime: KÖPEKBALIĞI
-Denizde ne olur?
-Dalgaa!
-Hayır ya öyle değil, hani karada da var hav hav eder?
-Ha köpek.
-İşte onun denizde olanı.
-Deniz köpeği!
İletişim
hulusitunca@hotmail.com
hulusi.tunca@aksam.com.trE-posta:hulusi.tunca@aksam.com.tr
Telefon:0212 449 31 05

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !